Fars Meyus | 22 Şubat 2024
İnsan bazen birinden gitmek ister ama gidemez. Üstelik kalmak için çok da geçerli bir sebebi yoktur. Mutlu değildir, anlaşılmadığını hisseder, sürekli aynı meseleleri konuşur. Bir şeylerin değişmeyeceğini de az çok bilir. Buna rağmen ertesi sabah uyandığında yine aynı insanın hayatında olmasını ister.
Peki neden?
Bir insan, kendisine iyi gelmediğini bildiği bir ilişkiyi neden sürdürür? Alışkanlık mıdır, sevgi midir, yoksa kaybetmekten korktuğu şey aslında karşısındaki insan değil midir? Bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü birine bağlanmakla onunla mutlu olmak aynı şey değil.
Birini sevmek, onunla mutlu olmak anlamına gelmiyor
Psikolog Caryl Rusbult, 1980 yılında yayımladığı araştırmasında ilişkilerde bağlılığı açıklayan bir model ortaya koydu. Yatırım Modeli olarak bilinen bu yaklaşıma göre insanların ilişkilerini sürdürme kararları yalnızca ne kadar mutlu olduklarıyla açıklanmıyor. İlişkiye harcadıkları zaman, verdikleri emek, kurdukları ortak hayat ve ilişki dışındaki seçenekleri nasıl değerlendirdikleri de bağlılıklarıyla ilişkili.
Bu oldukça önemli bir ayrım. Çünkü bir insan ilişkisinden memnun olmadığı hâlde o ilişkiye güçlü biçimde bağlı hissedebilir.
Düşünsenize, beş yılınızı bir insanla geçirmişsiniz. Beraber hayaller kurmuş, zor günler yaşamış, belki ailenizi tanıştırmışsınız. Artık yalnızca o insanı değil, onunla kurduğunuz hayatı da düşünüyorsunuz. Ayrılmayı düşündüğünüzde aklınıza yalnızca onun yokluğu gelmiyor. Geçirdiğiniz yıllar, verdiğiniz emek ve gerçekleşmeyecek hayaller de geliyor. İşte burada kendimize sormamız gereken bir soru var:
Ben bu ilişkide bugün mutlu olduğum için mi kalıyorum, yoksa geçmişte mutlu olabilmek için verdiğim emekten vazgeçemediğim için mi?
Elbette geçmişte verilen emek değersiz değildir. Fakat geçmişe duyulan saygı, geleceği aynı şekilde geçirmek zorunda olduğumuz anlamına da gelmez.
Tanıdık olan her zaman güvenli değildir
Bağlanma kuramı üzerine çalışan Mario Mikulincer ve Phillip Shaver, yetişkinlerin yakın ilişkilerinde bağlanma örüntülerinin iletişim, çatışma ve destek arama davranışlarıyla ilişkili olduğunu incelemiştir.
Bazı insanlar ilişkilerinde terk edilme ihtimaline karşı daha duyarlıdır. Karşısındaki insanın uzaklaştığını hissettiğinde yoğun bir yakınlık arayışına girebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Bir insanın ayrılmakta zorlanması, tek başına onun kaygılı bağlanma örüntüsüne sahip olduğunu göstermez. Ancak bağlanma araştırmaları, ayrılık ihtimalinin neden bazı insanlarda oldukça güçlü duygusal tepkiler oluşturabildiğini anlamamıza yardımcı olur. Bazen insan, kendisini sürekli huzursuz eden bir ilişkinin içinde bile tanıdık bir düzen bulur. Ne zaman tartışacaklarını bilir. Karşısındaki insanın neye kızacağını tahmin eder. Ne zaman susması gerektiğini öğrenmiştir. Ve zamanla bu düzeni normal kabul etmeye başlayabilir.
Burada kendi adıma önemli bulduğum bir ayrım var:
Bir insanın davranışlarına alışmış olmak, o davranışlardan zarar görmediğimiz anlamına gelmez.
Bir şeyin hayatımızda uzun zamandır bulunması, onun hayatımızda bulunmaya devam etmesi gerektiğini kanıtlamaz. Bazen insanı ilişkide tutan şey umut oluyor. Bir ilişkide sorun yaşandığında insanların değişim beklemesi anlaşılabilir bir durumdur. Özellikle karşı taraf zaman zaman anlayışlı davranıyor, özür diliyor veya değişmek istediğini söylüyorsa ilişkinin düzelebileceğine inanmak daha kolay olabilir. Ancak burada sözlerle davranışları birbirinden ayırmak gerekiyor. Bir insanın değişmek istediğini söylemesiyle değişim için sorumluluk alması aynı şey değildir.
Örneğin sürekli aynı konuda tartışan iki insan düşünelim. Her tartışmanın ardından barışıyorlar. Bir süre her şey yolunda gidiyor. Sonrasında aynı sorun yeniden ortaya çıkıyor. Bu durumda ilişkinin yalnızca güzel anlarına bakmak, bütününü değerlendirmemizi zorlaştırabilir. Belki de bu yüzden bir ilişkiyi değerlendirirken yalnızca en mutlu olduğumuz günü değil, sıradan bir salı akşamını da düşünmeliyiz. Çünkü hayatımızın büyük kısmı özel günlerden değil, sıradan günlerden oluşuyor.
Bir insanla geçirdiğiniz güzel bir gün, onunla yaşadığınız bütün kötü günleri ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde kötü bir gün de bütün ilişkiyi tanımlamaz. Önemli olan zaman içinde oluşan genel örüntüdür.
Peki, insan neden ayrılamıyor?
2019 yılında yayımlanan ve 202 bağımsız örneklemden toplam 50.427 katılımcıyı kapsayan bir meta-analiz, ilişkiye bağlılığın özellikle üç unsurla ilişkili olduğunu gösterdi: ilişki doyumu, ilişkiye yapılan yatırımlar ve alternatiflerin değerlendirilmesi. Bu araştırmada ilişki doyumu bağlılıkla en güçlü ilişkiyi gösterirken, yapılan yatırımlar da önemli bir rol oynuyordu.Dolayısıyla ayrılmanın güçlüğünü yalnızca sevginin büyüklüğüyle açıklamak doğru olmaz.
Bazen ortak sorumluluklar vardır. Bazen ekonomik nedenler, çocuklar, sosyal çevre veya yalnız kalma endişesi kararları etkiler. Bazen de insan karşısındaki kişiden ayrılmayı değil, onunla kurduğu geleceğin artık gerçekleşmeyeceğini kabullenmeyi zor bulur. Bence bu noktada üzerinde durulması gereken mesele, ayrılmanın her zaman doğru karar olup olmadığı değil. Asıl mesele, insanın neden kaldığını kendisine dürüstçe açıklayabilmesi. Çünkü sağlıklı bir ilişkiyi onarmak için çabalamakla, sürekli zarar gördüğü bir düzeni tek başına düzeltmeye çalışmak birbirinden farklıdır.
Kendimize hangi soruları sormalıyız?
Bir ilişki hakkında karar vermeden önce kendimize birkaç soru yöneltebiliriz.
Bu ilişkide kendimi olduğum gibi ifade edebiliyor muyum?
Sorunlarımızı konuştuğumuzda gerçekten bir değişiklik oluyor mu?
Kalmak istememin nedeni bugünkü ilişkim mi, yoksa geçmişte yaşadıklarımız mı?
Karşımdaki insanın değişmesini beklerken kendi ihtiyaçlarımı sürekli erteliyor muyum?
Belki de en önemlisi:
Bu ilişki önümüzdeki beş yıl boyunca bugünkü hâliyle devam etse, yine de burada olmak ister miydim?
Bu soruların amacı insanı ayrılmaya yönlendirmek değil. Kendi kararının nedenlerini daha açık görebilmesini sağlamak. Şiddet, tehdit veya baskının bulunduğu ilişkilerde ise mesele yalnızca ilişki doyumu değildir; kişinin güvenliği ve uygun profesyonel destek önceliklidir. Sonuç: Vazgeçmek her zaman sevgisizlik değildir.
İnsan ilişkileri birkaç bilimsel kavramla tamamen açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Her uzun ilişki sağlıklı değildir. Her zor dönem de ilişkinin bitmesi gerektiğini göstermez. Bazen birlikte kalmak emek ister. Bazen ayrılmak cesaret. Bazen de hiçbir karar vermeden önce kendimizi daha iyi anlamamız gerekir.
Benim bütün bu araştırmalardan çıkardığım sonuç şu:
Bir insanı seviyor olmamız, onunla yaşadığımız her şeye razı gelmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Sevgi bir ilişkinin önemli parçasıdır. Fakat tek başına yeterli olmayabilir. Saygıya, güvene, karşılıklı sorumluluğa ve anlaşılmaya da ihtiyaç duyarız. kendimize en son şunu sormalıyız:
Birini kaybetmemek için bu kadar uğraşırken, kendimizden neler kaybettiğimizi hiç düşündük mü?
Fars Meyus
•Kaynakça
Rusbult, C. E. (1980). Commitment and satisfaction in romantic associations: A test of the investment model. Journal of Experimental Social Psychology, 16(2), 172–186. https://doi.org/10.1016/0022-1031(80)90007-4
Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2012). *Adult attachment orientations and relationship processes.*Journal of Family Theory & Review, 4(4), 259–274. https://doi.org/10.1111/j.1756-2589.2012.00142.x
Tran, P., Judge, M., & Kashima, Y. (2019). Commitment in relationships: An updated meta-analysis of the Investment Model. Personal Relationships, 26(1), 158–180. https://doi.org/10.1111/pere.12268