Online Görüşme
Araştırma

İnsan Neden Sahip Olduklarına Alışır, Sahip Olamadıklarını Büyütür?

Hedonik Adaptasyon, Sosyal Karşılaştırma ve Yaşam Doyumunun Psikolojik Temelleri Üzerine Bir İnceleme

Öz

İnsan, yaşamı boyunca daha iyi koşullara ulaşmak, yeni hedefler gerçekleştirmek ve mevcut imkânlarını geliştirmek için çaba gösterir. Ancak uzun zamandır arzulanan bir başarıya ulaşılması veya önemli bir ihtiyacın karşılanması, her zaman kalıcı bir mutluluk artışıyla sonuçlanmaz. Başlangıçta yoğun bir memnuniyet oluşturan gelişmeler, zaman içerisinde günlük yaşamın olağan parçaları hâline gelebilir.

Psikoloji literatüründe bu süreç, hedonik adaptasyon kavramıyla ilişkilendirilmektedir. Bununla birlikte bireyin yaşamından duyduğu memnuniyet yalnızca sahip olduğu koşullarla değil; beklentileri, sosyal karşılaştırmaları ve bu koşullara yüklediği anlamlarla da ilişkilidir.

Bu incelemede hedonik adaptasyonun psikolojik temelleri, sosyal karşılaştırmanın yaşam doyumuyla ilişkisi ve bireyin sürekli yeni hedeflere yönelmesinin olası nedenleri ele alınmaktadır. Bilimsel bulguların ardından, insanın sahip olduklarını zamanla sıradanlaştırması ile henüz ulaşamadığı şeylere verdiği önem arasındaki ilişki özgün bir bakış açısıyla değerlendirilmektedir.

1. Bir zamanlar hayalini kurduğumuz hayat, ne zaman sıradanlaştı?

İnsan bazen yıllarca istediği bir şeye kavuşur. Uzun süre çalıştığı işi elde eder, almak istediği arabayı alır, yaşamak istediği eve taşınır veya kendisine koyduğu bir hedefi gerçekleştirir. İlk günlerde her şey farklıdır. Başardığını düşünür, mutlu olur, verdiği emeğin karşılığını aldığını hisseder.

Sonra zaman geçer.

Bir zamanlar heyecanla baktığı şeylere artık aynı gözle bakmamaya başlar. Yeni evi alıştığı bir mekâna, yeni işi günlük sorumluluklarına, büyük bir başarı ise hayatının sıradan bir ayrıntısına dönüşebilir. Üstelik çoğu zaman bu değişimin ne zaman gerçekleştiğini fark etmez. Bir gün sahip olmayı çok istediği şey, başka bir gün daha fazlasını istemesinin başlangıcı olabilir.

Burada üzerinde durulması gereken önemli bir çelişki vardır. İnsan, sahip olmadığı şeylerin hayatını ne kadar değiştireceğini uzun uzun düşünür. Fakat o şeylere sahip olduktan sonra hayatının ne kadar değiştiğini aynı sıklıkla değerlendirmeyebilir.

Peki neden?

Neden bazı başarılar, gerçekleşmeden önce düşündüğümüz kadar uzun süre mutlu etmez Neden bir zamanlar bizim için çok değerli olan şeyler, zamanla sıradanlaşır?

İnsan gerçekten sahip olduklarından mı memnun değildir, yoksa sahip olduklarına alıştığı için onların değerini eskisi kadar fark edemiyor mudur?

Bu sorunun tek bir cevabı bulunmamaktadır. Ancak psikoloji literatüründe hedonik adaptasyon olarak ele alınan süreç, bu durumu anlamamız açısından önemli bir başlangıç sunmaktadır.

2. Hedonik adaptasyon: Mutluluğa neden alışıyoruz?

Psikoloji literatüründe hedonik adaptasyon, bireyin olumlu veya olumsuz yaşam değişikliklerinin ardından zaman içerisinde yeni koşullarına alışabilmesiyle ilişkili bir süreçtir. Bu yaklaşım, insanın mutluluk düzeyinin yaşamındaki değişikliklere rağmen belirli ölçülerde eski düzeyine yaklaşabileceğini öne sürer.

Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır: Hedonik adaptasyon, insanların yaşadıkları bütün olaylara aynı şekilde alıştığı veya hiçbir başarının kalıcı mutluluk sağlayamayacağı anlamına gelmez.

Diener, Lucas ve Scollon (2006), hedonik adaptasyon üzerine geliştirilmiş geleneksel yaklaşımı yeniden değerlendirmiştir. Araştırmacılar, bireylerin yaşam olaylarına verdikleri tepkilerin birbirinden farklılaşabileceğini, psikolojik iyi oluşun farklı boyutlarının aynı şekilde değişmeyebileceğini ve bazı yaşam olaylarının uzun süreli etkiler bırakabileceğini belirtmiştir.

Bu bulgular, insanın mutluluğunu tek bir mekanizmayla açıklamanın neden yetersiz olduğunu göstermektedir. Örneğin yıllarca araba almak için çalışan birini düşünelim. Arabasını aldığı ilk gün yaşadığı mutluluk, yalnızca bir eşyaya sahip olmasından kaynaklanmayabilir. Aynı zamanda uzun süredir devam eden bir hedefin gerçekleşmesi, gösterdiği emeğin karşılığını alması ve kendi imkânlarını geliştirmiş olması da bu deneyimin parçasıdır.

Ancak birkaç ay sonra aynı arabaya bindiğinde ilk günkü heyecanı yaşamayabilir. Bu, arabasının artık değersiz olduğu anlamına gelmez. Yalnızca o arabanın hayatındaki yeri değişmiştir. Bir zamanlar ulaşmak istediği şey, artık günlük yaşamının olağan bir parçasıdır. Burada üzerinde durulması gereken nokta şudur:

Bir şeye alışmak, onun değerini kaybetmesiyle aynı şey değildir. İnsan bazen bir şeyin değerini yitirdiğini düşünürken, aslında yalnızca onun varlığına alışmış olabilir.

3. İnsan neden sürekli daha fazlasını ister?

İnsan hayatındaki koşulları iyileştirdikçe beklentileri de değişebilir. Bir dönem için yeterli görülen gelir, başka bir dönemde yetersiz hissedilebilir. Önceden büyük bir başarı olarak değerlendirilen bir hedef, gerçekleştirildikten sonra daha büyük bir hedefin başlangıcına dönüşebilir. Bu değişimin tamamını olumsuz değerlendirmek doğru değildir.

Çünkü insanın yeni hedefler belirlemesi, kendisini geliştirmesi ve daha iyi koşullara ulaşmaya çalışması önemli bir motivasyon kaynağı olabilir. Ancak sorun, kişinin bütün memnuniyetini henüz gerçekleşmemiş hedeflere bağladığında ortaya çıkabilir.

Lyubomirsky, Sheldon ve Schkade (2005), sürdürülebilir mutluluk üzerine geliştirdikleri modelde yaşam koşullarının yanı sıra bireyin gerçekleştirdiği amaçlı etkinliklerin de psikolojik iyi oluş açısından önemli olabileceğini tartışmıştır. Araştırmacılar, mutluluk düzeyinin yalnızca dış koşullarla açıklanamayacağını vurgulamaktadır.

Bu yaklaşım üzerinden şu soruyu değerlendirebiliriz:

Bir insanın mutlu olabilmesi için sürekli yeni bir başarıya ulaşması mı gerekir? Yoksa mevcut yaşamının içerisinde de memnuniyet oluşturabilecek deneyimler bulunabilir mi?

Bu sorunun cevabı, kişinin hedeflerine nasıl yaklaştığıyla ilişkilidir.

Bir insan yeni bir hedef belirlerken mevcut yaşamından da memnun olabilir. Başka biri ise ancak yeni bir hedefe ulaştığında kendisini yeterli hissedeceğine inanabilir. İlkinde hedefler, yaşamın gelişmesini sağlayan araçlardan biridir. İkincisinde ise hedefler, kişinin kendisine verdiği değerin veya yaşamından duyduğu memnuniyetin temel koşulu haline gelebilir. Burada dikkat çekici bir durum ortaya çıkar.

İnsan, gelecekte sahip olmak istediği şeylere o kadar fazla anlam yükleyebilir ki bugün sahip olduğu imkânları değerlendirmeyi erteleyebilir.

“Şu işi bir halledeyim, rahatlayacağım.”

“Biraz daha para kazanayım, o zaman mutlu olacağım.”

“İstediğim yere geleyim, ondan sonra kendime zaman ayıracağım.”

Bu düşünceler her zaman gerçekçi olmayan beklentiler değildir. Bazen insanın gerçekten daha iyi koşullara ihtiyacı vardır. Fakat mutluluk sürekli olarak bir sonraki hedefin arkasına yerleştiriliyorsa, kişi kendi yaşamından duyduğu memnuniyeti devamlı erteleyebilir. Çünkü bir hedef gerçekleştiğinde, onun yerini başka bir hedef alabilir. Ve insan bir süre sonra yalnızca ulaşamadığı şeyleri değil, ulaşmış olduğu şeyleri de yetersiz görmeye başlayabilir.

4. Başkalarının hayatı, kendi hayatımızı nasıl değerlendirdiğimizi etkiler?

İnsan, sahip olduğu koşulları yalnızca kendi ihtiyaçları üzerinden değerlendirmez. Aynı zamanda çevresindeki insanların yaşamlarına bakarak da kendi durumuna ilişkin çıkarımlar geliştirebilir.

Bir insan, gelirinden memnunken kendisinden daha fazla kazanan birini gördüğünde kendi gelirini farklı değerlendirmeye başlayabilir. Yaşadığı evden memnunken başka birinin daha büyük bir eve taşındığını öğrendiğinde kendi yaşam koşullarını sorgulayabilir. Bu durum sosyal karşılaştırma süreçleriyle ilişkilidir. Sosyal karşılaştırma her zaman olumsuz değildir. İnsan, başkalarının başarılarından ilham alabilir, kendi gelişimini değerlendirebilir ve yeni hedefler oluşturabilir.

Ancak karşılaştırmalar sürekli olarak kişinin eksik gördüğü alanlara odaklanıyorsa, yaşamından duyduğu memnuniyet de bundan etkilenebilir. Örneğin iki insan aynı gelire, benzer yaşam koşullarına ve yakın imkânlara sahip olabilir. Fakat biri kendi yaşamını geçmişteki koşullarıyla karşılaştırırken diğeri sürekli kendisinden daha fazla imkâna sahip insanlarla karşılaştırabilir. Bu durumda aynı koşullar, iki kişi için farklı anlamlar taşıyabilir. Buradan hareketle şu değerlendirmeyi yapmak mümkündür:

İnsanın sahip olduklarından duyduğu memnuniyet, yalnızca sahip olduklarının miktarıyla değil, onları hangi ölçütlere göre değerlendirdiğiyle de ilişkili olabilir. Ancak bu düşünce, maddi koşulların önemsiz olduğu anlamına gelmez. Ekonomik güvence, temel ihtiyaçların karşılanması ve yaşam koşulları, insanların iyi oluşunda gerçek ve önemli bir yere sahiptir. Dolayısıyla daha azına sahip insanların yalnızca bakış açılarını değiştirerek aynı düzeyde yaşam doyumuna ulaşabileceklerini ileri sürmek bilimsel açıdan doğru değildir. Asıl mesele, nesnel yaşam koşulları ile bu koşullara ilişkin öznel değerlendirmelerin birbirinden ayrılmasıdır.

5. Büyük bir mutluluk neden kalıcı olmayabilir?

1978 yılında Brickman, Coates ve Janoff-Bulman tarafından gerçekleştirilen ve daha sonra hedonik adaptasyon literatüründe önemli bir yer edinen araştırmada, büyük ikramiye kazanmış kişilerle diğer katılımcıların mutluluk değerlendirmeleri karşılaştırılmıştır.

Araştırmada 22 piyango kazananı, 22 kontrol katılımcısı ve daha önce görüşülmüş 29 felçli kaza mağduruna ilişkin veriler değerlendirilmiştir.

Piyango kazananlarının kontrol grubundan anlamlı ölçüde daha mutlu olmadığı ve bazı sıradan günlük deneyimlerden daha az haz bildirdiği görülmüştür. Ancak bu araştırmanın örneklemi küçüktür ve sonuçları bütün insanların büyük kazançlara aynı şekilde tepki verdiğini kanıtlamaz. Yine de çalışma önemli bir soruyu gündeme getirmiştir: İnsanın hayatında çok büyük bir değişiklik meydana gelmesi, mutluluğunun da aynı ölçüde ve kalıcı biçimde değişeceği anlamına gelir mi?

Bir başarının verdiği ilk heyecanın azalması, o başarının kişinin yaşamına sağladığı bütün olumlu katkıların ortadan kalktığı anlamına gelmez. Örneğin daha iyi bir işe başlayan biri, zamanla yeni işinin heyecanına alışabilir. Ancak bu işin sağladığı maddi güvence, gelişim imkânları veya daha sağlıklı çalışma koşulları devam edebilir. Dolayısıyla bir gelişmenin duygusal etkisi ile yaşam koşullarına sağladığı katkı aynı şekilde değerlendirilmemelidir.

6. Sahip olduklarımızı neden ancak kaybetme ihtimaliyle fark ederiz?

İnsanın alıştığı şeylere daha az dikkat göstermesi, gündelik yaşamda sık karşılaşılabilecek bir durumdur. Her sabah uyandığında yürüyebilen, sevdiği insanlarla konuşabilen veya belirli bir yaşam düzenini sürdürebilen kişi, bu deneyimleri çoğu zaman olağan kabul edebilir. Fakat bu koşullardan biri değiştiğinde, daha önce üzerinde fazla düşünmediği bir şeyin kendisi için ne kadar önemli olduğunu fark edebilir.

İnsan sürekli olarak hayatında eksik gördüğü şeylere odaklanıyorsa, mevcut imkânlarının kendisine sağladığı katkıları daha az fark edebilir. Ancak bu durumun herkes için aynı şekilde gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir. Kişinin yaşam koşulları, dikkatini yönlendirme biçimi ve deneyimlerine yüklediği anlamlar farklılaşabilir.

Yine de şu soru önemlidir:

Bugün sahip olduğum ve sıradan kabul ettiğim şeylerden hangisi, birkaç yıl önce benim için büyük bir hedef veya önemli bir ihtiyaçtı?

Bu soru, bireyin mevcut yaşamını geçmişteki beklentileriyle karşılaştırmasına yardımcı olabilir. Çünkü bazen insanın bugün yaşadığı hayat, geçmişte ulaşmak istediği koşulların bir bölümünü zaten içerisinde barındırmaktadır. Fakat kişi yeni hedeflerine odaklandıkça bu değişimi yeterince değerlendirmeyebilir.

İnsanların hayatlarına baktığımda üzerinde en fazla düşündüğüm konulardan biri, bazı başarıların neden bu kadar çabuk sıradanlaştığıdır. Bir insan yıllarca belirli bir noktaya ulaşmak için çalışabiliyor. Bunun için zamanından vazgeçiyor, sorumluluk alıyor, bazı isteklerini erteliyor ve çoğu zaman karşılaştığı zorluklara rağmen devam ediyor. Sonunda istediği yere ulaşıyor. Fakat bir süre sonra o başarı, hayatının olağan bir parçasına dönüşüyor. Ardından başka bir hedef belirliyor. Bunda yanlış bir şey olduğunu düşünmüyorum. İnsanın kendisini geliştirmek istemesi, daha iyi koşullara ulaşmaya çalışması ve yeni hedefler belirlemesi yaşamın önemli parçalarıdır.

Ancak burada üzerinde durulması gereken başka bir mesele var. İnsan, ulaşmak istediği yere varmak için gösterdiği çabayı çok iyi hatırlarken, oraya ulaştıktan sonra yaşadığı değişimi aynı dikkatle değerlendirmeyebiliyor. Bir zamanlar sahip olmadığı şeyleri hatırlıyor ama artık sahip olduğu şeylerin hayatına ne kattığını düşünmeyebiliyor.

İnsanın daha fazlasını istemesi ile sahip olduklarını yetersiz görmesi aynı şey değildir.

Bir insan mevcut yaşamından memnun olabilir ve yine de daha iyisini isteyebilir. Başardıklarıyla gurur duyabilir ve yeni hedefler belirleyebilir. Sahip olduklarının değerini bilebilir ve hayatını geliştirmek için çalışmaya devam edebilir. Bunlar birbirine karşıt durumlar değildir. Fakat kişi yalnızca henüz ulaşamadığı şeylere değer vermeye başladığında, yaşamını sürekli bir eksiklik üzerinden değerlendirme ihtimali ortaya çıkar.

Bugün istediğim her şeye sahip olsaydım, yarın yine bir şeylerin eksik olduğunu düşünür müydüm?

Bu sorunun cevabı muhtemelen kişiden kişiye değişecektir.

Ancak insanın beklentilerinin zaman içerisinde değişebildiğini düşündüğümüzde, yalnızca gelecekteki hedeflere ulaşmayı mutluluğun temel koşulu hâline getirmenin sınırlılıklarını görmek mümkündür. Çünkü insanın bütün beklentilerinin bir gün tamamen sona ereceğini varsaymak gerçekçi olmayabilir. Yeni bir başarı yeni imkanlar doğurabilir. Yeni imkânlar yeni ihtiyaçlar oluşturabilir. Değişen yaşam koşullarıyla birlikte hedefler de değişebilir.:

İnsan bazen mutlu olmak için bir sonraki hedefe ulaşması gerektiğini düşünürken, ulaştığı hedeflerin hayatını ne kadar değiştirdiğini fark etmeyi erteler.

Bu nedenle kişisel gelişimi yalnızca yeni hedeflere ulaşmak üzerinden değerlendirmeyi yeterli bulmuyorum. İnsanın zaman zaman durup geçmişteki koşullarıyla bugünkü yaşamı arasındaki farkı görmesi de önemli. Bu, sahip olduklarıyla yetinmek veya daha iyisini istemekten vazgeçmek anlamına gelmiyor. Aksine gösterdiği çabanın sonuçlarını daha bilinçli değerlendirmek anlamına geliyor. Çünkü sürekli ilerlemeye çalışan bir insanın, ne kadar yol aldığını fark etmesi de gelişimin bir parçası olabilir. Belki de bu nedenle kendimize yalnızca “Bundan sonra neyi başarmak istiyorum?” sorusunu sormamalıyız.

“Bugün sahip olduğum şeylerden hangisi, geçmişteki benim için büyük bir hayaldi?”

8. Sonuç: Daha fazlasını istemek, bugünü değersizleştirmek zorunda değildir

Hedonik adaptasyon, insanların yaşamlarındaki değişikliklere zaman içerisinde uyum sağlayabildiklerini açıklayan önemli psikolojik yaklaşımlardan biridir. Ancak bu süreç, bütün insanların aynı koşullara aynı biçimde alıştığını veya yaşam doyumunun değişmez olduğunu göstermemektedir. Bilimsel araştırmalar, bireyin psikolojik iyi oluşunun yaşam koşulları, beklentileri, gerçekleştirdiği etkinlikler ve kişisel değerlendirmeleriyle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle mutluluğu yalnızca sahip olunan şeylerin miktarıyla açıklamak yeterli değildir.

Aynı şekilde insanın daha iyi koşullara ulaşmak istemesini de başlı başına bir memnuniyetsizlik göstergesi olarak değerlendirmek doğru olmaz. Önemli olan, kişinin yeni hedefler belirlerken mevcut yaşamına ilişkin değerlendirmelerini bütünüyle olumsuzlaştırmamasıdır. İnsan gelişebilir, yeni şeyler öğrenebilir, daha fazla kazanabilir ve daha iyi koşullara ulaşmak için çalışabilir. Bütün bunları yaparken geçmişte başardıklarının değerini de koruyabilir. Çünkü insanın hayatında henüz gerçekleşmemiş hedeflerin bulunması, bugüne kadar gerçekleştirdiklerinin önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Belki de bu yüzden zaman zaman geriye dönüp bakmak gerekir. Neleri kaybettiğimizi hatırlamak için değil, neleri kazandığımızı da görebilmek için. Çünkü insanın önünde hâlâ uzun bir yol bulunabilir.

Ama önünde yol olması, bugüne kadar hiçbir yere varmadığı anlamına gelmez.

Kaynakça

Brickman, P., Coates, D., & Janoff-Bulman, R. (1978). Lottery winners and accident victims: Is happiness relative? Journal of Personality and Social Psychology, 36(8), 917–927. https://doi.org/10.1037/0022-3514.36.8.917⁠

Lyubomirsky, S., Sheldon, K. M., & Schkade, D. (2005). Pursuing happiness: The architecture of sustainable change. Review of General Psychology, 9(2), 111–131. https://doi.org/10.1037/1089-2680.9.2.111⁠
Diener, E., Lucas, R. E., & Scollon, C. N. (2006). Beyond the hedonic treadmill: Revising the adaptation theory of well-being. American Psychologist, 61(4), 305–314. https://doi.org/10.1037/0003-066X.61.4.305⁠

#Hedonik adaptasyon#yaşam doyumu#sosyal karşılaştırma#beklentiler#öznel iyi oluş.
Okumaya devam et

Benzer yazılar